Son zamanlarda şikâyet olarak oldukça duymaya başladığımız ve hatta yaşadığımız konuların başında geliyor. Toksik insanlar. Özelikle de çalıştığımız şirketlerde.
Bu toksik kişilerin davranışlarının genelde geçmişte yaşadığı bir travma sonucu ortaya çıkması, salt ve kalıcı bir yetkinliğe dönüşmesi maalesef bir gerçeğimizdir. Ancak bir de bunun daha farklı senaryosu olarak bulunduğun ortamın seni zorla, çaresizce davranışsal bataklığa çekmesi de bir gerçektir. Yani doğal olarak analoji yaşanır.
Örneğin HANCI olarak nitelendirdiğimiz çalışanların oluşturduğu toksik kültüre sahip şirketlerde, sağlıksız, zararlı ve olumsuz bir ortam vardır. Bu tür organizasyonlarda çalışanlar genellikle düşük moral, yüksek stres ve düşük iş tatmini yaşamaktadırlar. Kötü liderlik ve yönetim yaklaşımı ile çalışanların ihtiyaçlarına duyarsız kalınmakta, adil olmayan kararlar alındığı gibi genellikle çalışanların suçlandığı görülür. 
Özellikle bu toksik kültür, çalışanlar arasında açık ve dürüst iletişim eksikliğine, çalışanlar arasında güven sorunlarına, dedikodu ve arka plan oyunlarına neden olmaktadır. Çalışanların terfilerine adil olmayan bir şekilde dağıtılmasına, ayrımcılık ve önyargıların çok yaygın olarak ön planda olması söz konusudur. Özellikle şu zamanda zor bulunan nitelikli, performansı yüksek olan çalışanlar bu yaklaşımla aşırı stresli ve iş yükü altında çalışmak zorunda kalsa bile uzun süre şirkette kalmak istemezler. Sağlıksız çalışma ortamı nedeniyle işlerini ayarlayınca değerli hissettirecek başka işyerindeki fırsatları değerlendirirler. Ya da bu toksik kültür nedeniyle belirli bir süre sonra enerjileri ve buna bağlı olarak da performansları düşer. TUKAKA olurlar ve kendilerini sistemin dışında bulurlar. Yani genelde YOLCU sınıfındadırlar.
Bir de bu tarz kültürlerde mücadele etmekte kararlı olan kişiler vardır. Onları ise omurgalı duruşlarıyla tebrik etmek gerekir. Korkusuz, güçlüdürler, işlerini de iyi yaparlar. Mücadele ederler, savaş meydanında olduğu gibi yaralı da olsalar çalışmaya devam ederler. Karakterleri ve davranışları gerçekte bu olmasa bile yani temiz kalpli, iyi huylu ne kadar olsalar da insanların onlara davrandığı gibi davranmak zorunda kalırlar. Yaklaşımları geçici yani o şirket için geçerlidir.
Şirket sahipleri ise bu kültürü anlayamazlar veya göz yumarlarsa bir süre sonra itibar ve müşteri kaybı yaşanmasına, karlılığın düşmesine ve özellikle de iş mahkemelerindeki hukuki yaptırımlara maruz kalmaları kaçınılmazdır. Yani pahalıya patlar.
Bu toksik kültür ve toksik insanlara alışık olmayan zorlanan arkadaşlarıma tavsiyem ise; eğer nazik olmanın, zayıflık sayıldığı şu dünyada bunun bir parçası olmak istemiyorum da diyorlarsa, hayat 1 gün o da bugün düşüncesinde olmalarını ve bu insanlara asla fırsat vermemelerini, kendilerinin sürekli üzülmesi yerine onları da üzmelerini ve meydanı o profillere bırakmamalarını öneririm.
Sonuç itibariyle;
KÖR İNSAN İÇİN ELMAS DA BİR, CAM DA BİR bir başka deyişle GÖZLÜK KİRLİ OLUNCA ELMAS DA KİRLİ GÖZÜKÜR.
Deniz ERKAL

İŞ HAYATINDA TOKSİK İNSAN VE TOKSİK KÜLTÜR

Son zamanlarda şikâyet olarak oldukça duymaya başladığımız ve hatta yaşadığımız konuların başında geliyor. Toksik insanlar. Özelikle de çalıştığımız şirketlerde.

Bu toksik kişilerin davranışlarının genelde geçmişte yaşadığı bir travma sonucu ortaya çıkması, salt ve kalıcı bir yetkinliğe dönüşmesi maalesef bir gerçeğimizdir. Ancak bir de bunun daha farklı senaryosu olarak bulunduğun ortamın seni zorla, çaresizce davranışsal bataklığa çekmesi de bir gerçektir. Yani doğal olarak analoji yaşanır.

Örneğin HANCI olarak nitelendirdiğimiz çalışanların oluşturduğu toksik kültüre sahip şirketlerde, sağlıksız, zararlı ve olumsuz bir ortam vardır. Bu tür organizasyonlarda çalışanlar genellikle düşük moral, yüksek stres ve düşük iş tatmini yaşamaktadırlar. Kötü liderlik ve yönetim yaklaşımı ile çalışanların ihtiyaçlarına duyarsız kalınmakta, adil olmayan kararlar alındığı gibi genellikle çalışanların suçlandığı görülür.

Özellikle bu toksik kültür, çalışanlar arasında açık ve dürüst iletişim eksikliğine, çalışanlar arasında güven sorunlarına, dedikodu ve arka plan oyunlarına neden olmaktadır. Çalışanların terfilerine adil olmayan bir şekilde dağıtılmasına, ayrımcılık ve önyargıların çok yaygın olarak ön planda olması söz konusudur. Özellikle şu zamanda zor bulunan nitelikli, performansı yüksek olan çalışanlar bu yaklaşımla aşırı stresli ve iş yükü altında çalışmak zorunda kalsa bile uzun süre şirkette kalmak istemezler. Sağlıksız çalışma ortamı nedeniyle işlerini ayarlayınca değerli hissettirecek başka işyerindeki fırsatları değerlendirirler. Ya da bu toksik kültür nedeniyle belirli bir süre sonra enerjileri ve buna bağlı olarak da performansları düşer. TUKAKA olurlar ve kendilerini sistemin dışında bulurlar. Yani genelde YOLCU sınıfındadırlar.

Bir de bu tarz kültürlerde mücadele etmekte kararlı olan kişiler vardır. Onları ise omurgalı duruşlarıyla tebrik etmek gerekir. Korkusuz, güçlüdürler, işlerini de iyi yaparlar. Mücadele ederler, savaş meydanında olduğu gibi yaralı da olsalar çalışmaya devam ederler. Karakterleri ve davranışları gerçekte bu olmasa bile yani temiz kalpli, iyi huylu ne kadar olsalar da insanların onlara davrandığı gibi davranmak zorunda kalırlar. Yaklaşımları geçici yani o şirket için geçerlidir.

Şirket sahipleri ise bu kültürü anlayamazlar veya göz yumarlarsa bir süre sonra itibar ve müşteri kaybı yaşanmasına, karlılığın düşmesine ve özellikle de iş mahkemelerindeki hukuki yaptırımlara maruz kalmaları kaçınılmazdır. Yani pahalıya patlar.

Bu toksik kültür ve toksik insanlara alışık olmayan zorlanan arkadaşlarıma tavsiyem ise; eğer nazik olmanın, zayıflık sayıldığı şu dünyada bunun bir parçası olmak istemiyorum da diyorlarsa, hayat 1 gün o da bugün düşüncesinde olmalarını ve bu insanlara asla fırsat vermemelerini, kendilerinin sürekli üzülmesi yerine onları da üzmelerini ve meydanı o profillere bırakmamalarını öneririm.

Sonuç itibariyle;

KÖR İNSAN İÇİN ELMAS DA BİR, CAM DA BİR bir başka deyişle GÖZLÜK KİRLİ OLUNCA ELMAS DA KİRLİ GÖZÜKÜR.

Deniz ERKAL

YORUMLAR

YORUM YAP